Tem
22
2008
0

Devam…

İstasyonun merdivenlerinden hızla inip tam sokağa çıkacakken salona girip siktiri yiyen adamı gördü. Kaldırıma oturmuş boş gözlerle sokağı izliyordu. Yanına gidip kafasının tam arkasına yumruk indirdi, adam ne olduğunu anlayamadan acıyla haykırdı… Ardından yüzüne bir tekme attı, adamın burnu kırıldı. Adam daha yerden kalkamadan bir tekme de karnına yedi… Nefesi kesilmiş bir şekilde iki büklüm yerde kalakaldı… Burnundan akan kan zar zor nefes alırken küçük baloncuklar oluşturup patlıyordu… Ne olduğunu anlayamamıştı bile. Derken yüzüne, bu sefer tam elmacık kemiğine bir tekme daha yedi… olduğu yere yıkıldı. Ayaktaki burnundan soluyarak, “Ulan puşt!” Dedi… “Ulan puşt… Bir Meryem yeter ulan bana… Fazlasına gerek yok lan!”… (daha fazla…)

Yazar baha Kategori: Senaryolar | Etiketler: , , ,
Tem
21
2008
0

Devam…

Sırıtarak elindeki çiviye baktı… Ardından karşı banktaki punk Madonna ya gözlerini dikerek, “Bu Meryem’in doğum günü hediyesi” dedi. Punk Madonna, ” Aman iyi, benim için olmasın da” dedi. Beriki, “Haketmekle ilgili bişey bu” dedi… “Haketmen lazım”. Kadın, “Haketmediğim boktan bir yaşam sürüyorum zaten, konservatuardayım ve Peter Greenaway den esinlenme bir tiyatro oyununda saçlarımı bir punkçı şeklinde kazıtmam şartıyla rol kaptım… Yetenekli olduğumdan değil, kimse saçlarını feda edemedi… Sebebi bu. Üzerimdeki manto da oyunun kostümü, böyle birşey alacak param yok. Dün akşam son oyunu oynadık, paramı vermediler ben de mantoyu aldım, verdiğim sahte telefon numarası karşılığında bira ve sigara aldım ve gördüğün gibi… Buradayım. Ve bütün bu boktan şeylere ilaveten paslı bir çiviyi haketmek inan bana ihtiyacım olan son şey”. Cebinden sigarasını çıkartıp yaktı. İçeri giren günışığı havada uçuşan toz zerreciklerine değer katarcasına parıldatıyordu, karşılıklı çekilen sigaralardan çıkan dumanlar bu toz zerreciklerine katılıyor, onların mavimtrak bir renge bürünmesine yol açıyordu… (daha fazla…)

Tem
18
2008
0

Devam…

Bir tren sesi daha… Uyandı. Burnundaki terli hayvan kokusu, terle karışık parfümle karma bir aroma terapi seansı gibi bekleme salonunu doldurmuştu. Yastık niyetine başının altına koyduğu uyuşmuş kolunda salyaları, kirli ve yer yer kırık camekanlardan içeri süzülen günışığının altında salyangoz izi gibi parlıyordu. Kısık gözlerle karşı bankta uyuyan kadınına baktı. Parfümün kaynağını keşfetti. Doğruldu ve cebinden sigarasını çıkarıp yaktı. Bir derin nefes ve hemen ardından gelen öksürük nöbeti ile bu ucuz otelin diğer müşterisini uyandırmaktan korkarcasına eli ile ağzını kapattı. (daha fazla…)

Yazar baha Kategori: Senaryolar | Etiketler: , ,
Tem
17
2008
0

Devam…

Kahveden dışarı çıktığında kendini hafif bir mağlubiyet almış kumandan gibi hissetti… Meteliksizdi. Niteliksizdi. Hangisinin daha kötü olduğunu kestiremeyecek kadar kafası karışıktı. Vaz geçti düşünmekten. Yürüdü sadece, nereye gitmek istediğini bilmeden yürümenin keyfiyle. Akşam olmuş, sokak çetesini andıran köpekler ikişerli üçerli toplanmaya başlamışlar, kediler halka karışmamaya özen gösteren aristokratlar gibi görünmezliklerine çekilmişlerdi. Kente soğuk renkleri ile gece inmek üzere… Hava serinlemiş, deniz sessiz. Evlerin ekonomik ampülleri sokakları sönük hayaller gibi aydınlatmakta ancak. Olsada olur, olmasada cinsinden… (daha fazla…)

Yazar baha Kategori: Senaryolar | Etiketler: , , ,
Haz
15
2008
0

 

Bu bir görev dağılımıydı… Ayaklar bedeni taşıyacak, beden ruhu barındıracaktı. Sorun ise ruhunu Meryem uğruna şeytana satmış olmasıydı. Ne yapsa yaranamadığı, uğruna kimliğini sildiği, uyuz bir av köpeği gibi izini sürdüğü kadın… Şeytanın kanlı dölü. Maria Magdelena. Artık sevginin nefretle harmanlandığı kalbi kan değil kin pompalıyordu, her bir damarı paslı neşterlerle by-pass ı bekliyordu. Kararlıydı…  Birazdan kentin en ücra kuytularına inecek gece kadar kararlıydı. Gecenin şerrini gündüze yorgan yapacak kadar, inandığı tüm değerlerin içine edecek kadar kararlıydı… Ve bu keyifli bir sarhoşluk veriyordu. Artık hiçkimsenin kendisi üzerinden mastürbasyon yapmasına izin vermeyecekti. Zaferlere gebe bir komutan edasıyla sokağın köşesindeki balıkçı kahvesine girdi. İçerde üç dört mahalleli oturmuş laflıyorlardı. Kahvenin duvarları içilen sigaranın dumanlarıyla gerçek renginden vazgeçmiş ve  birbiriyle alakasız matbaa işi yağlı boya resimlerle donatılmıştı… Sanata ucuz yollu prim. Oturdu, çay içecek parası olmadığı aklına gelince kalktı dışarı çıktı. " Siktir " dedi… Yürüdü.

Yazar baha Kategori: Senaryolar | Etiketler: ,
Haz
15
2008
0

3

Meryem’ i 4 yıldır tanıyordu.. İlk gördüğü anı hatırladı, ince uzun boylu, uzun saçlı, afaki ve kaçamak bakışlı yosmaya yakın, azıcık hafif meşref, peşinde koşanı çokça bir dilberdi.. İlk eline dokunduğunda içinde bitmeyen bir ateş yakmıştı meryem.. Umutsuz beklediği günler, haftalar, aylar boyunca onu görmeden geçireceği bir gün olmamıştı. "Bir gün…" diyordu.. "Bir gün beni katil edeceksin meryem…"  umursamaz bakışlarıyla bir kahkaha atar, saçını savurup uzaklaşırdı. Nerden bilirdiki Meryem nicelerinin içinde bu kor ateşi yakıp umursamamış, bezdirmişti.. Ama işte bu gece herşey değişecekti. İç cebindeki naylon kılıf içindeki kimliğini çıkarıp karanlıkta yokladı.. Tekrar yerine koydu. Ellerini cebine sokup yürümeye devam ederken, sokağın sonsuzcasına uzandığı hissine kapıldı. Kör lambaların ardından esen lodos havayı daha da soğuturken, sokağa direk açılan evlerin kapılarının önündeki iki basamaklı merdivenler simetrik bir şekilde aynı gölgelere karışıyor, arada bir , kendine soğuktan korunak arayan köpeklerin uzayan hareketli gölgeleri bu simetriyi bozuyordu.. Ayaklarına tekrar baktı, düşünmüyordu ayaklar.. Sadece yürüyordu. "Herkes üstüne düşeni yapacak" diye düşündü..

Yazar serkan Kategori: Senaryolar |
Haz
15
2008
0

2

 

yolaldıkça sokağın bitişiknizam evlerinin sinirbozucu gölgesi bitmek bilmiyordu. Bir an için izlendiği hissine kapıldı… Gölge oyunu. Kendini cebindeki çivi ile Çarmıhçı İsa gibi hissetti. Marangozun oğlu… Meryemin piçi. İradesi dışında  geldiği dünyada bir şekilde yaşadığını düşündü. Bir şekilde yaşamak… Herkes gibi. Sinirleri tabut tahtasından yapılma lanetli bir keman yayı gibi gergin yürümeye devam etti.. Karşısına çıkanın alnına çakacağı bir çivisi olduğunu bilmek kendisini rahat ettirecek tek unsurdu… Büyük koz…. Çivi.

Yazar baha Kategori: Senaryolar | Etiketler: ,
Haz
15
2008
0

1

uzun uzadıya kagir hanelerinden arındığı günden beri, tılsımlı beşikçiler gibi gündüzünde puslayıp duran matemli ayazları düşünerek iç çeken akşam kuşlarının ardından baktı. Paltosunun cebinde akşam vapurundan artan susam tanelerinden birisini yakalayıp ağzına yuvarladı, dişlerinin arasında gürültüyle ezilişini dinlerken, bir tren çocuk seslerine karışarak gürültüyle, homurdanarak, zorla koşulmuş atlar gibi adeta kişneyerek geçmeye başladı.. Soğuğu anımsadı birden, içi ürperdi, Sinop’ lu Nüzhet’ tin "Akşam Sediri" nden aşırdığı, yer yer sökülmüş paltosunun yakalarını bağrında birleştirdi, başını önüne götürüp ayaklarına dikti, sonrada sokağın içine doğru, haykıran ama kimsenin duymadığı adımlarla yola koyuldu… Bu sokağın ucunda cebinde bu sabah bulduğu onluk çiviyi nereye koyacağı sorusunun cevabını düşünerek eli sol cebindeki susam artıkları arasında çivinin parıldayan soğuk çeliğine dokundu. Gözlerini kapadı, yerde gördüğü izmariti ağzına götürüp yaktı… "Ulan Kahpe Felek" diyesi geldi.. "Siktiret.." dedi. sokağı yürürken çiviyi yeniden elinde hissetti.

Yazar serkan Kategori: Senaryolar | Etiketler: ,
Haz
15
2008
0

 

Şubat.

Havanın kararlı soğuğu meteliksizliğine adeta kurşun yağdırıyordu. Yürüdüğü trenyolu boyunca tipik hatboyu evlerinin cüzzamlı kostümlerini kıskanacak kadar üşüyordu. Ama… bir şekilde memnundu bu halinden, anlatması zor, yaşanması kolay türden bir durumdu bu. Hatboyunca yürümeye devam etti, raylar sokağa cephe yaklaşık iki metre kadar yükseklikte bir duvarın hemen üstünden uzayıp gidiyordu, o da beraber uzayıp gitti… Aylardan Şubat tı. Hava soğuktu.

Yazar baha Kategori: Kategorilenmemiş, Senaryolar | Etiketler: , ,

Powered by KaosKenti | WP Theme | Pozitifsoft.com WP Themes