Kas
14
2008
0

Sardalye konservesindeki Mercan

İçinde bunaldığım toplumdan kaçış yollarımdan biridir burada bulunma sebebim. Toplumu oluşturan her bir bireyden uzak, hezeyanlarımla varoluşumun kendimce ispatıdır yazdığım her cümle. İnandığım bir şey var; Herşey göründüğü gibi ama göründüğü kadar değil.

 Tüketim toplumunda yaşıyorum, bunalım toplumunda yaşıyorum, hafızası olmayan bir toplumda yaşıyorum. Toplumu oluşturan bireylerin bireyciliği yüzünden toplumsal bilinci oluşmamış bir toplumda yaşıyorum. Din sorunu olan, dil sorunu olan, eğitim sorunu olan, yönetim sorunu olan, sağlık sorunu olan, cinsellik sorunu olan, maddi sorunu olan, alkol sorunu olan, kimlik sorunu olan bir toplumda yaşamanın getirdiği kaosla, belirsizliklere ve çelişkilere naif bir gözatışı uzaklığında tutuyorum kendimi.

 Kötümser olmak için gerekçelerimi sıralamak değil amacım ama iyimser olmak için de özel bir çaba sarfetmenin gereksiz olduğunu düşünüyorum. Nasılolsa herşey olduğu gibi ama olduğu kadar değil. Olmayanı aramak değil amacım, olanı anlamak. Herşey olduğu gibi göründüğünden herşeyin aslında göründüğü gibi olmadığı mesajları veren kurgulara toplum hep rağbet gösterİyor. Her şeyin her an sürprizlerle dolu olacağına inanma isteği toplumsal bir açlık haline geldiğinden insanlar sardalye konservesi aldıkları zaman açtıklarında içinden mercan balığının çıkması ile çıldırmak istiyorlar.

 Herhangi bir sistematiğe, düzene dayalı olan herşeyden uzak tutarım kendimi ama bu kaos ablukası içerisindeyken hala bu tür kurguların dayatılması çekilir şey değil. Ve işte bu noktada daha bir anlam kazanıyor anarşi.

Yazar baha Kategori: Deneme, Kategorilenmemiş | Etiketler: , , , ,
Eki
24
2008
0

Oğuz Atay: Tutunamayanlar

…çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaktır. her olayda bir kenara çekilenler gerçekten de bir kenarda kalacaklardır. yaptıkları işlerin gizli kalmasını isteyenler, bunda başarıya ulaşacaklardır. kimse, onların varlığıyla tedirgin olmayacaktır. bir gün öldükleri zaman, arkalarında küçük bir iz, bir anı, bir gözyaşı, bir eser bırakmadan yok olacaklardır. Gazetedeki ölüm ilanı bile,yedinci sayfada bir kenarda kalacak, kimsenin gözüne çarpmayacaktır.

hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır.  ölüm bile onların adlarını duyurmaya yetmeyecektir. Herkesin mezarında güller ve menekşeler büyürken, onların mezarlarını otlar bürüyecektir. mezarları bir kenarda kalmasa bile, büyük ve muhteşem anıtların arasına sıkışıp kaybolacaktır. cennetteki muhallebicide de garson onlarla ilgilenmeyecektir, ağız tadıyla bir keşkül yiyemeden masadan kalkacaklardır. hayattan çıkarı olmayanların hayatı , çıkmaza sürüklenecektir. kendini beğenmişliğin cezasını daha bu dünyadan  çekmeye başlayacaklardır. sıkıntılarını kimseyle paylaşmasını bilmedikleri için, yalnız başlarına ıstırap çekeceklerdir. duygu alıverişinden nasipleri olmayacaktır. duygusuz, hareketsiz, tatsız bir hayat yaşadıkları sanılacaktır. çektikleri acılarla, yüzlerinin buruşmasına, saçlarının beyazlaşmasına izin verilmeyecektir. (daha fazla…)

Yazar baha Kategori: Edebii | Etiketler: , ,
Eki
24
2008
0

“Garip Yaratiklar ansiklopedisinden; Tutunamayan(Disconnectus Erectus):

Beceriksiz ve korkak bir hayvandir.Insan boyunda olanlari bile vardir.Yalniz penceleri ve ozellikle tirnaklari cok zayiftir. Dik arazide, yokus yukari hic tutunamaz. Yokus asagi, kayarak iner.(Bu arada sik sik duser.)Tuyleri yok denecek kadar azdir.Gozleri cok buyuk olmakla birlikte, gorme duygusu zayiftir.Bu nedenle tehlikeyi uzaktan goremez. Erkekleri, yalniz birakildigi zaman acikli sesler cikarirlar.

Disilerini de ayni sesle cagirirlar. Genellikle baska hayvanlarin yuvalarinda(onlar dayabildikleri surece) barinirlar.Ya da terkedilmis yuvalarda yasarlar. Belirli bir aile duzenleri yoktur.Dogumdan sonra ana, baba ve yavrulari ayri yerlere giderler.Toplu olarak yasamayi da bilmezler ve dis tehlikelere karsi birlestikleri gorulmemistir. Belirli beslenme duzenleri de yoktur.Baska hayvanlarla birlikte yasarken onlarin getirdikleri yiyeceklerle gecinirler.Kandi baslarina kaldiklari zaman genellikle yemek yemegi unuturlar. Butun huylari taklit esasina dayandigi icin, baska hayvanlarin yemek yedigini gormezlerse, aciktiklarini anlamazlar.(Bu sirada cok zayif dustukleri icin avlanmalari tavsiye edilmez.) (daha fazla…)

Yazar baha Kategori: Edebii | Etiketler: , ,
Eki
18
2008
0

DÜN, BUGÜN, YARIN

When I was a little child ,
Bir yokluktu Ankara.
Apres moi dull and wild
Town ne oldu, que sera?

Oğuz Atay

Yazar baha Kategori: Şiir |
Eki
18
2008
0

KÖPEK VE ŞİŞE

“Güzel köpeğim, iyi köpeğim, sevgili hayvanım, yak­laş, yaklaş da kentin en iyi kokucusundan alınmış, çok güzel kokuyu kokla.”

Ve köpek, kuyruğunu oynatarak -bu zavallı yaratık­larda gülmenin, gülümsemenin karşılığı olan bir belirti bu galiba- yaklaşıyor, açılmış şişenin üzerine merakla dayıyor ıslak burnunu; sonra dehşetle geriliyor birdenbire, yüzüme karşı, havlıyor, serzenişte bulunur gibi.

“Aşağılık köpek, sana bir çıkın pislik sunsam, hazla koklardın, yerdin belki de. Hüzünlü yaşamımın yakışıksız yoldaşı, sen de kitleye benziyorsun. Ona da güzel kokular sunmaya gelmez hiçbir zaman, böyle hoş kokular çileden çı­karır onu, ona da özenle seçilmiş pislikler sunmak gerekir.”

Charles Baudelaire

 
Yazar baha Kategori: Edebii | Etiketler: , ,
Eyl
21
2008
0

Ahlaklı Uyuşturucu

Ailelerimizden alışılagelmiş uyuşturucumuz… Ahlakımız. Üzerimize yağan ahmaklık yağmurundan sırılsıklam vaziyetteyken sarılmakta direndiğimiz bir başka değerimiz. Aptal ısrarımızın da öğretilen ahlak kurallarına ters düşen bir yüzsüzlük davranışı olması trajikomikliği içindeyiz. Sığınacak uydurma bahaneler limanlarımız var küflenmiş kemiklerimizden. Yosun yeşilinden uzak, kokuşmaya yüzü dönük… Sararmış. Bizim gördüklerimizin bir kurguya sahip olduğu varsayımını varsayan aciz kurgularımız var… Kader ve Matrix. Görmezden gelip salağa yatmanın kolaylığı… Üşengeç geçiştirmelerimiz. Bilimkurguya olan düşkünlüğümüz. Yargılanmadan ölme isteğimiz. Kişiye göre uydurmasyon ahlaki değer bakışımız ve bu bakışın altında dayattığımız din ve toplumsal değer yargılarımız. Toplumsalın bireye göre düzenlenmiş bilinçaltı rüşvet kurgusu. Zavallı ruhlarımızın gölge oyununda figüranlıktan başka bir boka yaramadığının farkına varması birer seri katil üretmesi için geçerli sebep sayılabilir. Çünkü çok kolay ve çok manşet… İçine ettiğimin popüler kültürünün doğurganlığı bu… Başka bir bok değil! Sevgi dolu ruhumuzun nasıl kötülüklere kadir olabileceğinin itirafını yapmak bir yana düşünmek bile işimize gelmezken hangi ahlaktan bahsedebiliriz ki? Annelerimizin memelerinden içtiğimiz sütün tadını bile hatırlamazken hangi saflıktan bahsedebiliriz? Spastikler ve ana rahmine dönüş piskozunda vajina yolculuğuna çıkmış turist hastalar hariç belki… Ahlak kuralları çerçevesinde keşfettiğimiz ahlaksızlıklarımızın bize edebi kavramda kazandırdığı argo diyor ki; Hepimiz siktirip gidelim!

Yazar baha Kategori: Deneme | Etiketler: , , ,
Eyl
20
2008
0

Kitle ve Terörizm

 

Günümüzde artık kitlelerin anlam ve özgürlüğe de sahip bir toplumsallaşma adı altında vaftiz edilmeyi yadsıdıkları ilginç bir noktada bulunuyoruz.

Onları yeniden ele geçirip, kullanma düşüncesinden artık vazgeçmeliyiz. Çünkü kitle diye bir şey yoktur. Bütün iktidarların gelip içinde yok oldukları bu sessiz yığın bir sosyolojik bütünlük ya da gerçeklik değildir. 0, iktidarın sırtında taşıdığı bir gölge, içine düştüğü dipsiz bir çukur ve bir emme biçimidir.

Bunu anlamak yeterlidir: Akışkan, devingen, uyumlu hatta bütün isteklere aşırı derecede uyan ve katılmanın en aşırı ucu olan bir hipergerçek uyumluluk yumağı. İşte iktidarın içinde bulunduğu güncel felâket. İşte devrimin içine düştüğü iflâs çukuru.
Çünkü için için kaynayan bu kitle hiç bir zaman için patlamayacaktır. Üstelik her türlü devrimci söylev onun içinde yok olacaktır. (…) Oysa kitleler toplumsala ait değildirler. Onlar her türlü toplumsallaşma ve sosyalizmin mal sahibidirler. Oysa şimdiye kadar pek çok kuramcı, özgürlük tuzağı olan politikayla alay etme ve temsil etme biçimlerinden dem vurarak anlam üstüne konuşmuşlardır.

Ancak kitleler: Anlam, politika, temsil edilme, tarih ve ideolojinin içinden uyurgezer bir halde ve hepsini yadsıyarak, üstelik bütün radikal eleştirilerin yapmak istediklerini yaparak geçtiklerinde bu sonuncular ne söyleyeceklerini şaşırmakta ve gelecekteki bir devrimi (…) düşlemeye başlamaktadırlar.

Oysa şu salyangoz gibi kendi içine doğru kıvrılan devrim, onların devrimi değildir. Çünkü eleştirici ve dışa doğru patlayan bir devrim değildir. İçten, kendi kendine güdümlenen kör bir devrimdir. Öyle canlı kanlı ve neşeli bir devrim değil, tepkisiz (hareketsiz) bir devrimdir bu. Sessiz ve kendi üstüne kapanan bir devrim ‘ bütün sözü ele geçirme ve bilinçlenme biçimlerine ters düşen bir devrim.

Onun bir anlamı ve bize söyleyebilecek hiç bir şeyi yoktur.

Toplumsalın ölümünün son perdesinin oynandığı bir bağlamda kitleyle ilişki kurabilen tek olay terörizmdir. Oysa kitlelerden terörizm kadar kopuk bir şey yoktur. (daha fazla…)

Eyl
11
2008
0

Ruh Cimnastiği

Bu güne dek ağzımdan çıkan her söz sadece beni bağlar zannımın safralarını atmanın yorgunluğuyla rahatlayan bir salyangoz gibiyim ve profilden bakmaya çalıştığım hayat “yürü be” gazını vermekte ısrar etse bile bu keyifli uyuşukluğun sebebi değilmidir hepten ta kendisi? Bu halim maddenin yavşama haliyle örtüşmekte ve nasılsa kimin umrundaki? Ben ve çevrem… Bir ve çok. Arz talep durumu. “Ben” olanı sunmak talep meselesi mi? Çevre değilmi talep olan ve bu durumda tüketici de olduğuna göre tüketme eylemini yaptığı süreçte üreticiyi yaşatırmı yoksa bitirirmi? Üretici ben isem eğer ve üretkenliğim çevreme dayalıysa ve bu durumun farkına henüz varmışsam salyasümük ağlamak için çok mu geç ya da ben mi çok fazla erkeğim? Ruhumun maço ilkelliğinin kısa devre yapmasını mı beklemem lazım kaç bin yıl? Yaşarmıyım ki onca sene? Tut ki yaşadım, beklermiyim peki? Bekler mi çevrem… Tüketici.. Borsa? Buldum! Mal gibi yaşayıp ölmemek için mal gibi yaşamak gerekir. Geniş otlaklarımız var ve hepimize yeter. Öküz gibi yaşama lüksümüzün farkında olmadan göçüp gitmek yazık olmazmı? Bedava bineceğimiz birsürü trenle Hacca da Hindistan’a gideriz artık. Bizler kutsanmış öküzler ordusuyuz.  Başımızda durmuş geviş getiren diğer büyükbaş rehberlerimiz de var bizlere daha yeşil otlaklar vaadeden. Ne güzel hayat… Bir de şu sinekler olmasa.

Yazar baha Kategori: Deneme |
Ağu
28
2008
0

Friedrich Nietzsche: NEDEN BİR YAZGIYIM BEN?

I
Başıma geleceği biliyorum. Bir gün korkunç birşeyin anısıyla birlikte söylenecek benim adım, –yeryüzünde eşi görülmemiş bir bunluğun, en derin bulunç çatışmasının , o güne dek inanılmış, istenmiş, kutsallaştırılmış ne varsa, hepsine karşı yöneltilecek bir son sözün anısıyla. İnsan değilim ben, dinamitim. Bütün bunlara karşın, din kurucularını andırır bir yanım yok, –dinler ayaktakımı işidir; dindar birine dokununca, ardından ellerimi yıkamam gerektir. “İnananlar” istemiyorum; kendi kendime inanmak için bile biraz çokça hayınım sanıyorum; yığınlara değil benim konuşmam… Günün birinde beni ermişler katına koyacaklar diye ödüm kopuyor: Anlıyorsunuz ya, bu kitabı önceden çıkarıyorum ki, ilerde benim adıma ahmaklıklar yapmasınlar. Ermiş olmak istemem, soytarı olayım daha iyi… (daha fazla…)

Yazar baha Kategori: Felsefe | Etiketler: , ,
Ağu
28
2008
0

Franz Kafka: The Metamorphosis - Dönüşüm

Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. Zırh gibi sertleşmiş sırtının üstünde yatmaktaydı ve başını biraz kaldırdığında bir kubbe gibi şişmiş, kahverengi, sertleşen kısımların oluşturduğu yay biçimi çizgilerle parsellere ayrılmış karnını görüyordu; karnının tepesindeki yorgan neredeyse tümüyle yere kaymak üzereydi ve tutunabileceği hiçbir nokta kalmamış gibiydi.

Gövdesinin çapıyla karşılaştırıldığında acınası incelikteki çok sayıda bacak, gözlerinin önünde çaresizlik içersinde, parıltılar saçarak sallanıp durmaktaydı.

‘Ne olmuş bana böyle?’ diye düşündü. Gördüğü düş değildi. Biraz küçük, ama normal, yani içinde insanlar yaşasın diye yapılmış olan odası, ezbere bildiği dört duvarın arasında eskiden nasılsa, şimdi de yine öyleydi. (daha fazla…)

Yazar baha Kategori: Romanlar | Etiketler: , , ,

Powered by KaosKenti | WP Theme | Pozitifsoft.com WP Themes